Translate

12 Kasım 2015 Perşembe

Aşkın Halleri...: 'Unutma, Sen ruh denen  nurun ile çamur denen bede...

"Kim bilir hakikatleriniz ne kadar güzeldir.."

Şimdi...Olduğunuz yerde açık olan her ışığı kapatın..Çünkü
sahte ve geçici olan hiç bir şey aydınlatamaz ruhunuzu..Yetmez buna gücü..
Bilmediğim karanlık odalarını gezdiğimi fark ettiğimde
ruhumun, korkularımdı sanırım beni en çok acıtan..Ama insan o en çok korktuğu
anda bulurmuş ya ışığını..En dipte, en karanlık noktasında hatta
derinlerinizin..Gözleriniz artık karanlığa alışmış, beyniniz karanlık fonda renk
renk ışık oyunları oynarken size, kapalıyken gözleriniz, minicik bir pırıltı
beliriyor kör noktasında gözlerinizin.. Kör nokta..Çok kolay göremezsiniz o
noktada her şeyi..Ama belki hissedersiniz...Hafif bir ağrı ile toprağınızda
hissettiğiniz, sağ tarafınızda size ben buradayım demeye çalışır..Kokusu gelir
burnunuzun ucuna sonra..Kokusunu almaya çalışırsınız ama sanki burnunuzun
ucundan bir esintiyle geçerken sadece bir an aldığınız kokuyu alamazsınız tekrar..
Körebe oynamak gibi.. J
Koklamaya tekrar almaya çalışırsınız aynı kokuyu..İzi bile kalmaz burnunuzun
ucunda birkaç saniye sonra..Sadece bir andır..
İçinize dönersiniz tekrar..İçinde iz sürmeye başlarsın ister
istemez..Bir şeyler bulabilme ümidiyle..Cılız bir ses duymaya başlarsın..Tüm
dikkatin ve duyuların sese kilitli o saniyede..Sanki sesi duyduğunda koku tekrar geri
gelecek diye düşünürsün..Düşünmek..Zihin..Hata..Kafandakileri kovalayıp tekrar
dönersin toprağına..Bu sefer daha güçlü duyarsın sesini..Toprağına döndükçe..Kazmaya
devam edersin bilinç dışı..Sadece sesin geldiği yeri bulabilmek için savaşırken bulursun kendini kendinle..Sen derine
indikçe titremeye başlar tüm vücudun, hafif bir melodi de eşlik etmeye başlar
sanki..Senden güç aldıkça sesi daha gür çıkmaya başlar..Tüm  hücrelerinde gezinmek ister gibi, vücuduna
yayılmaya başlar sesi, müziği ve kokusu..Gözündeki, zihnindeki karanlık akmaya
başlar o eski resimleri silmek ister gibi..Müziğin sesi yükselir, sense eşlik
etmeye başlarsın..Eşlik ettikçe ona, renklerin birbirine geçer..Dağılmaya
başlar etrafına..Kayboluş..Ama bilindik bir kayboluş bu..O anda, buradaki
herşey tanıdık sana..Unutmuş ama bir süre sonra hatırlamaya başlamışsın
gibi..Bu bütünlükteki her şey ayrı, ama hissedişlerin hepsinde aynı tek duygu..


Korkularımın doldurduğu o bilinmez odaların birinde kendim
ile karşılaştığım andaki kıvılcımlarım ile olduğum yerdeyim şimdi..Dünyada..Tüm
aşk ımla..Ve bulduklarımı gömmek gizlemek zorundayım.. Dünyamda.. 

29 Ocak 2014 Çarşamba

Gel bakalım ateşle nasıl oynanır göstereyim, Gör bakalım ateş mi seni yakar, sen mi ateşi?..”

Kalbiniz biri için atarken hissettiğiniz her duygunun rengarenk zerrelerini çekersiniz üzerlerinize..Güneşin ışıklarıyla yıkadığı sapsarı başakların, kıpkırmızı gelinciklerin doldurduğu tarlalardan geçersiniz rüzgar olup..Sonra kendinizi o mavinin en derin, en serin tonunda bulursunuz..nefesiniz kesilir, soluk alamazsınız..Başınızı masmavi denizden sıcacık güneşe uzattığınızda derin bir nefes çekersiniz ciğerlerinize, taptaze havası dolar içinize o anda..Kendinizi bir yerden başka bir yere atarsınız, o kadar hızlısınızdır ki yetişemezsiniz kendinize bile..Varlığınız yıldızlara kadar uzanmıştır başınızın üzerinden..Siz yükselirken aşağıda kalan bedeninize bakarsınız göz ucuyla, küçücük görünür size..Aldırmazsınız, kafanızı rüzgara çevirip kalbinizdeki milyonlarca kanatla devam edersiniz yolunuza, yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle..Kalbinizin attığını ilk kez bu kadar güçlü hissedersiniz, düşünceleriniz bile yetişemez ona, şikayet eder kalbinizi tüm bedeninize, ama varlığınız umursamaz bu durumu..Kontrolsüzsünüzdür çünkü..Ayaklarınızı yerden kesen ruhunuz ve kalbinizdeki o milyonlarca kanat gelir aklınıza, düşmem imkansız dersiniz kendi kendinize..Tekrar gülersiniz..Gözleriniz kapanmıştır da..İçinizdeki sonsuz sevgi, yüzünüzdeki kocaman gülümseme ve içinde yükseldiğiniz boşluk huzur doludur artık..Ta ki son kanadınızın da kırıldığını fark ettiğiniz o ana kadar..Tekrar bedeninize doğru çekildiğini hissedersiniz ve yukarıdan baktığınızda küçücük gördüğünüz bedeninize çarpar ruhunuz, içine hapsolmuştur tekrar..Bedeninizin duvarlarına çarpar her seferinde çığlık çığlığa..Çıkmak ister ama çıkamaz bir türlü..Her vuruşunda daha da yaralar kendini..Yorulur, yavaşlar ve vazgeçer..


Hiçbir zaman iyi dans edememişimdir ben, güzel şarkı söylerdim ama..Aşk belki de, kismen karsinizdaki kisiyle dans etme yeteneğinizdir kimi zaman alçalarak kimi zaman yükselerek dalga dalga hayatlarımızı şekillendirdiğimiz..Müziğin ritmini iyi hissetmeniz ve adımlarınızı iyi izlemeniz gerekir..Ve tüm bunları yaparken üzerlerinizde biriktirdiğiniz o renkleri pervasizca etrafiniza sacmamaniz gereklidir..yoksa mukemmel rengi yakalamak icin yeterli duygunuz kalmayacaktir...

4 Kasım 2013 Pazartesi

Hayatın garantisi yoktur ama bizim sigortamız kalbimizdeki sonsuz “inanç”tır.

Gözyaşlarım aktıkça içim temizleniyor biliyorum, her şeyden her kötü duygudan arıtıyor beni..

Deli bir hızın içinde gözlerinizi kapatıp asılmak aracın pedalına..O an korkacak hiçbir şey yok..Geçmiş bir bilinmezlik, gelecek zaten bilinmez..En iyisi şu andaki hızın içinde eriyip gitmek değil mi..Yaşanan onca şey zaten bir süre sonra şiddeti ne olursa olsun, rüyaya dönüyor..Bir rüya gördüm diyorsunuz..Ama geçip geçmediğini bilmiyorsunuz..Rüya mıydı, gerçek miydi..Arkanızda uzarken gittiğiniz yol, zihninizde yarattığınız her şey birden bire çöküveriyor…Boşluk sonrası..O anda işte açık camınızdan içeri sızan taze hava dolduruyor bütün benliğinizi..Ayağınızın altındaki pedalı da bu sayede unutuveriyosunuz..Aracın içinde değilsiniz o dakikadan sonra..Bu kez, önünüzdeki yol uzayıveriyor, gidebildiğim yere kadar gitsem keşke diyorsunuz kendinize..Geçtiğiniz tüm yerlerde gördüklerinizi tek tek kazıyorsunuz aklınıza..Sağ ve solunuzda yol boyu uzanan en acısından en tatlısına kadar yeşilin her tonu..Hayat da böyle değil mi..Onlarca kırlangıç karşılıyor aracınızı yolda..Eşlik eder gibi..Bence hissediyorlar yüreklerinde iyilik taşıyan varlıkları onlar da..Kavuşur gibi görünen ama hiç kavuşamayan şeritlere takılıyor gözünüz..Hepsi kandırmaca değil mi..Aklımızın oyunları..Bulunduğunuz yerden baktığınızda az sonra bitişivereceklermiş gibi görünen o şeritleri, ilerledikçe hiç kavuşmuyor görüyorsunuz..Ve anlıyorsunuz geçen sadece zaman..Acıtıyor..Sonra tekrar gaza basmış olduğunuzu fark ediyorsunuz..Sanki daha hızlı gidince şeritlerin birleşeceğine inandırıyorsunuz kendinizi..Ama olmuyor işte..Sadece radyodaki kadına eşlik ederken buluyorsunuz kendinizi bu sefer, my love diye tekrarlıyor arka arkaya…Her yere akıyor işte içinizdeki bu duygu, ne kadar saklamaya çalışırsanız çalışın, üstünüzü başınızı, içinde bulunduğunuz aracı, gittiğiniz yolları her yeri alıyor kokusu..Kalıyor izi..Şimdi bana dikkatli olmamı söyleyen onca insan, bu güzel koku içinde bana zarar gelmiş, ne fark eder ki..İçinde kayboluyorum sanki bunu yaptığım her seferde o hızın içinde..Sıyırıp geçtiğim her aracı arkamda bırakıp kaybolmak istercesine kaçıyorum, kaçtıkça da hızlanıyorum..Hızlandıkça arkama atıyorum her şeyi..Yetişmeye çalıştığım yer neresi bilmiyorum..Nereye gittiğimi bilmiyorum..Ama korkmuyorum, huzursuz değilim, mutluyum..Ne gaza basmaktan ne hız yapmaktan, ne bana bişey olmasından..Sevgimin içinde kaybolmaktan korkmamışım ben.. Kalbim veya bedenim… Acıması umurumda değil artık..

31 Ekim 2013 Perşembe

Güzel olan, benim sen yok iken bende ben olmam değil, senin ben yok iken bende olmandır..Güzel olan, sana seninle konuşmamdır, kendimle sessiz konuşmak değil..Bayezid..

 Bir yıldızı tutabilecek kadar yakın hissetmek kendini gökyüzüne,yüzünde kocaman bir gülümsemeyle..O hayalden merdivenleri çıkarken kalbim yerinden çıkacak gibiydi,bana tek tek göz kırparken her biri sanki kanatlanmaya hazır binlerce kelebek vardı yüreğimde..Hepsinin kanatları ipekten ve rengarenkti..Her bir kelebeğim için de bir yıldız saklıydı gözlerimin kaybolduğu gökyüzünde..Sanki sonsuz bir kutlamaya hazırlanıyordu hava..Uzaklardan gelen uğultular muhteşem bir müziğe dönüyordu sınırlarıma girdiğinde..Görünmeyen bir çember vardı etrafımda ve içinde sayamadığım binlerce ruh uçuyordu rüzgarla dans eden..Bir basamak ve ardından son basamaktaydım işte..Aşağıya bakmak istemiyordum,baktığımdaysa o sonsuzluk başımı döndürüyor nefes almamı engelliyordu sanki..Gözlerimi kapattığımda herşey daha netti oysa..Sanki gerçek rüya, rüyam gerçeklikti..Ama gerçek dediğin şey neydi?O anda elimi uzattığım gökyüzü üzerime devrilivermişti..Nefes aldırmayan koyu mavi siyah bir örtüyle sarmalanmıştı bedenim..Ama yıldızlar?..Arkasındaki ışığın belirli yerlerden delip geçtiği bir örtü müydü üzerimde duran?Cennetle dünya arasında kaybolmak gibiydi bu an..Nereye ait olduğunu bilemez ya insan çoğu zaman,hangi kurala neye göre oynayacağını bilemediğin gibi..bunları neden düşündüğümü de bilmiyordum halbuki..İçimdeki o küçük kız yine konuşmaya başlıyordu..Bazen bağırıyor öfkeleniyor bazen sus pus olup beni tek başıma bırakıyordu..ama ne zaman ona güvensem kendimi yerde sırtüstü yatarken nefessiz buluyordum..Soğuk ve sessiz..Uçabilen her canlı cennetin habercisi miydi? ..Saçlarımın arasında uçuşan o kelebekler bişey mi anlatmaya çalışıyordu bize..Düşüncelerim nereye kadar uçuşacaktı böyle..Ben küçücük olup onların arasında kayboluyordum..Belki bir yere ait hissetmediğim için bir düşünceden başka bir düşünceye sürükleniyordum..Böyle mi olması gerekiyordu?Kimbilir..Güvenmek neydi ki benim için..Sanki kavramlarım yokolmuştu..Sadece kalbim duruyordu avuçlarımın arasında..Ama binbir parça..Kimse bir şey yapabilir miydi..Belki, belki de hayır..Toplayabildiğim kadar yıldız topladım her bir kelebeğim için..Ve bir duvar ördüm yeniden..Şimdi ışığımla saklanabilir miyim?..Zor belki ama yapmalıyım..

11 Ekim 2013 Cuma

Bu ney’in sesi ateştir, hava değil..Kimde ateş yoksa yok olsun!...Mevlana…

Hani…Bir uçurum kenarındasınızdır..Yanınızda da O..Yavaş yavaş yürürsünüz uçuruma doğru..Her şey normaldir..Etrafınızda hissettiğiniz tek şey, sonsuz bir boşluk hissidir. Hemen yanıbaşınızdadır.. Tek gördüğünüz onun yüzü, hissettiğiniz onun teni altındaki kalp atışları, duyduğunuz sadece kalbinin sesi..Aldığınız koku onun teninin nefes alış verişi..Yürürsünüz önünüzü görmeden..Bakma gereği hissetmezsiniz etrafınıza..Sonsuzluktur çünkü ve bu korkutur…Ama bilmeyiz her anımızın sonsuzluk içinde geçtiğini…Anlamayız…

Şimdi ben, az önce sen gözlerimin içine bakıp son kez kendini hiç düşünmeden bıraktığın o dibi dahi görünmeyen sonsuzu olmayan uçuruma bırakan seni izlemiştim, korkusuzluğunu, güvenini…Ve düşüyorsun, gittikçe uzaklaşıyorsun gözlerimin derinliklerinde…Uzaklaşan sana bakarken ağlamak istiyorum, ruhum çok acıyor…Oysa ki bana güvenmiştin, arkandan geleceğimden emindin değil mi…Korkmuştum işte…Son kez baktığında “hadi atla arkamdan” der gibiydi gözlerin de…Bu kadar cesur muydun? Anlamamışım…Halbu ki ben de güven demiştim, gözlerin hesap soruyordu “neden” diye çığlık içinde…Şimdi kendimi anlamsız ateşten bir ihanet çemberi içinde gibi hissediyorum…Arkandan beni duyacağını düşünüp kaç kez dön demiştim hatırlamıyorum…Dönemeyeceğini bile bile…Rüya olmalıydı bunların hepsi…Uyanınca geçecekti hepsi…Ama asıl rüya, farkına varamadığımız sonsuz anlarda yaşadığımız hayatlarımızmış…Utanıyorum kendimden…Ve yok olmak istiyorum, kaçmak bu duygudan, ama insan kendi düşüncelerinden hissettiklerinden ne kadar kaçabiliyor ki…Gözlerimi kapatıp ben de bırakıyorum sonsuzluğa kendimi…Ölmek ister gibi…Ama artık çok geç biliyorum…Sadece nedenini şimdi anlıyorum…Bu yok olmak dedikleri şeymiş sadece…Düştükçe hızlanan, hızlandıkça küçülen ve sonunda yok olacak olan…sadece bendim…

Biz korkmaktan başka hiç bir şey bilmiyormuşuz hiç birimiz...Savrulmuşuz hep birbirimizin rüzgarlarıyla...Ne zaman karşı koymayı öğrenmişiz, boğulmuşuz her nefeste...ve o kadar kaybolmuşuz ki boğulduğumuz o sonsuz denizin damlalarına bırakmışız her bir parçamızı...Sonra akışına bırakmayı denemişiz ilk kez korkmadan her şeyi...Meğer karşı konulmamalıymış...Aslında her karşı koyuşumuzla itmişiz mutluluklarımızı elimizin tersiyle...Yokluklarımızda üşümüşüz oldukça, buz kesmişiz ve nasıl fark etmemişiz...Güvenmeyi denemişiz sonra...Isındıkça gülmüşüz birbirimize...Hayat böyleymiş, hep hoşçakallardan sonra farkına varmışız benliklerimizin...öğrenmeye başlamışız hayatı...Görünmez zincirlerimiz ruhlarımıza işlemiş biz fark etmeden...her karşı koyuşu normal saymışız, hayat böyle demişiz...ama kurtulmak gerekmiş şimdi bütün yüklerden... Sadece acının ruhlarımıza vuruşuyla anlıyormuşuz her şeyi...Ve Aşk, nefsin rehber ışığıymış...Çünkü sadece aşk nefsi bencillikten sıyırırmış karşılıksız....

12 Eylül 2013 Perşembe

"Susarak söyleriz aşkı..Zerrelerin kucakları güneş ışığı ile dolunca, hepsi de sessiz sedasız semaya başlar.."

Toprak, bedenin toprağına 'dön geri, canı bırak, toz gibi bize gel. Sen, bizim cinsimizdensin, bedenden, o rutubetli yurttan kurtulup bize gelmen daha doğru' der.. Beden de 'doğru... Ben de senin gibi ayrılıktan perişanım, fakat ayağım bağlı ' diye cevap verir. Sular, ' Ey yaş' lı, gurbetten gel bize ulaş' diye bedenin yaşlılığını aramaktadır.. Esir(Fezanın bir katmanı olarak esir), 'Sen ateştensin...Aslına ulaşma youlunu tut'diye bedenin hararetini çağırıp durmaktadır... Aslında sırların sırları birer birer, tomurcuk tomurcuk açmaya başlayınca sakınmak gerekir, çünkü "Bir kere açan lale tomurcuğu bir daha açmaz" Belki de bu yüzden Rumi, Horasan ın başka büyük şairleri, ibret hikayeleriyle, mesnevilerle anlattılar anlatacaklarını, sössüzlüğün sözünü söylediler, aşkın sırrını apaçık kılmadılar..Mesnevi bu yüzden bir aşk hikayesiyle başlar ya..Bu yüzden ben de ancak susayanı arayan suyu anlayabildiğim kadarıyla burada söyleyebilirim, kendime sorar, kendime cevabını veririm: Neden ölüyoruz? Sular bizi çağırdığı için... Neden ölüyoruz? Ateş bizi çağırdığı için...(Alıntı) "Çevren ne kadarsa dünyayı o kadar görürsün ya; işte senin idrakin de ancak o kadardır; pis dıygun temizleri görmene engeldir.. Bir zaman duygunu apaçık, görüş suyuyla yıka, arıt; bil ki sufilerin çamaşır yıkamaları böyledir...Sen temizledin mi perde kalkar; temiz kişilerin canlarındaki ışık sana vurur." "Ben aşkı, insanı bütün belalardan, felaketlerden koruyan, muhafaza eden bir kale olarak gördüm de, bu yüzden aşka gidiyorum, aşka sığınıyorum." "Senin dışında, dünyada her ne varsa yoktur. Her aradığını kendinde ara, çünkü her aradığın sendedir."... Sessizliğin sesiyle....

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır...Mevlana..

Hiç kimseyi kırmak istemedim yaşadığım süre boyunca ve sanırım kırmadım da..Mutluyum bu yüzden..huzurlu..Her kırık işler çünkü bedenlere, kanınıza geçer, atamazsınız kolay kolay..İnsanların yüzlerine baktığımda çizgilerinin arkasında derin kırıklar sakladıklarını düşünüyorum bazen..Üzülüyorum..Gözleri her zaman buruk, gözyaşları da göz kapaklarında gizli..Akmaya hazır aslında o çizgilere dokunduğunuzda..Görmek istemedim o hali hiç..Dayanamazdım çünkü..Tam dokunacakken elimi geri çektim hep..Dokunsam kaybolacakmışım gibiydi..Sonrası hep kaçış..Göründükleri gibi değil aslında insanlar..Katılıkları hep duvarları aslında..Hepsi korkuyor kırıklardan, çizgilerden..Sadece gizleniyorlar..Küçükken yaptığımız gibi..Gizlenmekte de oldukça yetenekliler..Çünkü kırıkları kalplerinin en derinlerinde hep..Derinlerde gizli..Kendimizde en derinimizde gizliyiz..O yüzden hep ağlarken yüzleşiriz kendimizle..İçimizde saklı olanlar çıkar çünkü gözyaşlarımızla..

Hiç bir zaman insanların kötü olduklarına inanmadım, inanmayacağım da..Bedenlerimizle değil, ruhlarımızla yaşıyoruz çünkü hepimiz..Ruhlarımızla görüyoruz etrafımızdakileri..Bu yüzden hiç birimiz, birimizin gördüğü gibi görmeyiz hiç bir şeyi..Farklı görüp farklı değerlendiriyoruz her şeyi..Değerlidir..Hem de çok..Kırıldığımızda en fazla acıyı da o çeker..Geçmez..

Bu kırıklarla yaşamaya alışmalı mıyız?..Bilmiyorum..Hiç bir şey bilmiyorum ki...