Translate

20 Haziran 2012 Çarşamba

........

Gözlerinizi kapatın şimdi..Olduğunuz yerde..Ne yapıyorsanız bırakın iki dakikalığına..Bir hikaye anlatacağım bugün sadece..Hani korkularımız vardır ya hepimizin..Sürekli üzerinde düşündüğümüz..ve bir gün geldiğinde bire bir yaşadığımız ve unutamadığımız hiç bir zaman..Öyle bir şey işte..

Mutlu bir aile vardı Ankara da yaşayan..Güzel bir anne..Başarılı bir baba..ve biri kız biri erken iki de çocukları..İçindeyken, o kız çocuğu küçücük olduğu için mi ona öyle hissetirdiğini bilmediği kocaman bir çiftlikleri vardı..Hafta sonları oraya gidilirdi hep..Babaanne ve dede orada yaşarlardı..İki kardeş bütün gün ağaçların altında birbirlerini kovalar, oyun oynarlardı..Babaannenin, ağaçların arasına ve evin önüne sağına soluna, her yere diktiği çiçekleri süslerdi bahçenin her yanını...O kadar ki sabahları uyandıklarında gül, lale, yasemin, nergis kokuları sarardı bahçenin her yerini ve o koku içinde uyanırlardı her biri ailenin..Dede, bütün gün ağaçlarla uğraşırdı, sonra kendi garajına giderdi, tamir edilecek ve yapılacak bir şeyler mutlaka bulunurdu hep..Eskiden böyleymiş, kırılan şeyler asla çöpe atılmazmış, tamir edildikten sonra eğer değerli bir şeyse evin baş köşesine konurmuş yeniden..Sabah kimse uyanmadan daha babaanne bahçesinden topladığı malzemelerle kahvaltı hazırlarmış..kahvaltıdan sonra da iki kardeş yine bahçe de alırlarmış soluğu, hatta ayakkabılar bile giyilmeden:)...

Yine böyle bir günün sonunda annesi, küçük kızını karşısına alıp, kardeşini alarak Ankara ya dönmeleri gerektiğini ama ertesi gün mutlaka döneceklerini hatta sabah uyandığında yanında olacağını söylemiş..Küçük kız anlam verememiş buna, neden kendisi de gitmiyor ki diye düşünmüş ama soramamış.Ama küçük kız inanmış buna..İnanmak istemiş her ne kadar kafasını kurcalasa da...

Ertesi sabah, hiç uyanmadığı kadar erken uyanmış uykusundan, ama kimseyi görememiş, bütün odalara bakmış, yatakların altını kontrol etmiş hatta kendisinden saklandıklarını düşünüp..Şaka yaptıklarına inandırmaya çalışmış kendisini..Ama kimse yokmuş..:( Küçücük adımlarıyla bahçeye atmış kendini, nefes alabilmek için, babaannesinin sapsarı güller açan ağacının altına oturmuş ve orada ağlayabildiği kadar ağlamış gözyaşının son damlasına kadar..
Ve söz vermiş kendisine, yaşadığı sürece hiç yalan söylemeyecek ve başka insanları kendi üzüldüğü gibi üzmeyecekmiş..


6 yaşındaydım sanırım..O zaman anlamıştım yalanın ne demek olduğunu ve zorunlulukların insanları nasıl yalan söylemeye ittiğini...Ama anne ve babamı hiç bir yerde bulamadığım o günü hiç unutmadım..Neler hissettiğimi hiç unutmadım..Anlatırken dahi, hala her saniyesini tekrar tekrar yaşıyorum garip bir şekilde tüm hissettiklerimle..Korktuğu hep başına gelirmiş ya insanın..Sırf bu yüzden hiç bir şeyden korkulmaması gerekiyormuş..Gerçi bir hafta! sonra döndüklerinde annem bütün gün benim gönlümü almaya çalışmıştı bıkmadan usanmadan..Minicik kollarımla boynuna sarılıp ağladığımı hatırlıyorum ve beni bir daha hiç bırakmamasını söylediğimi..O günden sonra hiç bırakmadı beni..Annem de babam da..

Yaşadığımız kötü hissettiren şeyler hep kalıyor üzerlerimizde..Hele de çocukken yaşadıklarımız..Düşünün.. sizin de vardır mutlaka..Ama bırakılıp gitmekten hep korktum ben, ne kadar korktumsa da hep yaşadım..Hala da yaşıyorum..Aslında kendimi tamamen anlatmaktan da hep korktum ben..Hepimizin belirli zaafları, korkuları, hayal kırıklıkları.. vs var..Kimi zaman ifade edebiliyoruz bunları karşımızdakiler izin verdikleri sürece..çoğu zaman da siniyoruz bir köşeye..zarar görmemek adına..Ama ben vazgeçiyorum artık..Siz izin vermediğiniz ve inanmadığınız sürece hiç kimse zarar veremez size..Hiç kimse..Sadece bir karar verip nerede durmanız gerektiğini bilmelisiniz..Tüm sorun karar verebilmek...

3 yorum:

  1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Mutlu Yıllar

    YanıtlaSil