Translate

11 Ekim 2013 Cuma

Bu ney’in sesi ateştir, hava değil..Kimde ateş yoksa yok olsun!...Mevlana…

Hani…Bir uçurum kenarındasınızdır..Yanınızda da O..Yavaş yavaş yürürsünüz uçuruma doğru..Her şey normaldir..Etrafınızda hissettiğiniz tek şey, sonsuz bir boşluk hissidir. Hemen yanıbaşınızdadır.. Tek gördüğünüz onun yüzü, hissettiğiniz onun teni altındaki kalp atışları, duyduğunuz sadece kalbinin sesi..Aldığınız koku onun teninin nefes alış verişi..Yürürsünüz önünüzü görmeden..Bakma gereği hissetmezsiniz etrafınıza..Sonsuzluktur çünkü ve bu korkutur…Ama bilmeyiz her anımızın sonsuzluk içinde geçtiğini…Anlamayız…

Şimdi ben, az önce sen gözlerimin içine bakıp son kez kendini hiç düşünmeden bıraktığın o dibi dahi görünmeyen sonsuzu olmayan uçuruma bırakan seni izlemiştim, korkusuzluğunu, güvenini…Ve düşüyorsun, gittikçe uzaklaşıyorsun gözlerimin derinliklerinde…Uzaklaşan sana bakarken ağlamak istiyorum, ruhum çok acıyor…Oysa ki bana güvenmiştin, arkandan geleceğimden emindin değil mi…Korkmuştum işte…Son kez baktığında “hadi atla arkamdan” der gibiydi gözlerin de…Bu kadar cesur muydun? Anlamamışım…Halbu ki ben de güven demiştim, gözlerin hesap soruyordu “neden” diye çığlık içinde…Şimdi kendimi anlamsız ateşten bir ihanet çemberi içinde gibi hissediyorum…Arkandan beni duyacağını düşünüp kaç kez dön demiştim hatırlamıyorum…Dönemeyeceğini bile bile…Rüya olmalıydı bunların hepsi…Uyanınca geçecekti hepsi…Ama asıl rüya, farkına varamadığımız sonsuz anlarda yaşadığımız hayatlarımızmış…Utanıyorum kendimden…Ve yok olmak istiyorum, kaçmak bu duygudan, ama insan kendi düşüncelerinden hissettiklerinden ne kadar kaçabiliyor ki…Gözlerimi kapatıp ben de bırakıyorum sonsuzluğa kendimi…Ölmek ister gibi…Ama artık çok geç biliyorum…Sadece nedenini şimdi anlıyorum…Bu yok olmak dedikleri şeymiş sadece…Düştükçe hızlanan, hızlandıkça küçülen ve sonunda yok olacak olan…sadece bendim…

Biz korkmaktan başka hiç bir şey bilmiyormuşuz hiç birimiz...Savrulmuşuz hep birbirimizin rüzgarlarıyla...Ne zaman karşı koymayı öğrenmişiz, boğulmuşuz her nefeste...ve o kadar kaybolmuşuz ki boğulduğumuz o sonsuz denizin damlalarına bırakmışız her bir parçamızı...Sonra akışına bırakmayı denemişiz ilk kez korkmadan her şeyi...Meğer karşı konulmamalıymış...Aslında her karşı koyuşumuzla itmişiz mutluluklarımızı elimizin tersiyle...Yokluklarımızda üşümüşüz oldukça, buz kesmişiz ve nasıl fark etmemişiz...Güvenmeyi denemişiz sonra...Isındıkça gülmüşüz birbirimize...Hayat böyleymiş, hep hoşçakallardan sonra farkına varmışız benliklerimizin...öğrenmeye başlamışız hayatı...Görünmez zincirlerimiz ruhlarımıza işlemiş biz fark etmeden...her karşı koyuşu normal saymışız, hayat böyle demişiz...ama kurtulmak gerekmiş şimdi bütün yüklerden... Sadece acının ruhlarımıza vuruşuyla anlıyormuşuz her şeyi...Ve Aşk, nefsin rehber ışığıymış...Çünkü sadece aşk nefsi bencillikten sıyırırmış karşılıksız....

2 yorum:

  1. Sen, Solgun baharlardaki mavi yagmurum, Aksam kizilliginda yorgun golgem, Kis ayazinda yaz gunesimsin. Bulutlardaki sakli duslerim, Her gunun sonunda ozledigimsin. Yuzun kadar temizdir kalbin, Hangi sevgi alabilir yerini? Yoklugun yagmura yazi yazmak kadar zor, Sensizlik olum kadar aci… Sabahlari seviyorum, insanlari seviyorum, filmleri ,sarkilari , kitaplari,sicak ekmegi, kalabalik sofralari,cikolatayi, minicik bebekleri, ruzgarda yaprak olmayi, geceleri yildiz olmayi, yaz gecesinde yagmur olmayi sevdim… Ve en cokta seni Hep yoklugunda

    YanıtlaSil