Translate

12 Eylül 2013 Perşembe

"Susarak söyleriz aşkı..Zerrelerin kucakları güneş ışığı ile dolunca, hepsi de sessiz sedasız semaya başlar.."

Toprak, bedenin toprağına 'dön geri, canı bırak, toz gibi bize gel. Sen, bizim cinsimizdensin, bedenden, o rutubetli yurttan kurtulup bize gelmen daha doğru' der.. Beden de 'doğru... Ben de senin gibi ayrılıktan perişanım, fakat ayağım bağlı ' diye cevap verir. Sular, ' Ey yaş' lı, gurbetten gel bize ulaş' diye bedenin yaşlılığını aramaktadır.. Esir(Fezanın bir katmanı olarak esir), 'Sen ateştensin...Aslına ulaşma youlunu tut'diye bedenin hararetini çağırıp durmaktadır... Aslında sırların sırları birer birer, tomurcuk tomurcuk açmaya başlayınca sakınmak gerekir, çünkü "Bir kere açan lale tomurcuğu bir daha açmaz" Belki de bu yüzden Rumi, Horasan ın başka büyük şairleri, ibret hikayeleriyle, mesnevilerle anlattılar anlatacaklarını, sössüzlüğün sözünü söylediler, aşkın sırrını apaçık kılmadılar..Mesnevi bu yüzden bir aşk hikayesiyle başlar ya..Bu yüzden ben de ancak susayanı arayan suyu anlayabildiğim kadarıyla burada söyleyebilirim, kendime sorar, kendime cevabını veririm: Neden ölüyoruz? Sular bizi çağırdığı için... Neden ölüyoruz? Ateş bizi çağırdığı için...(Alıntı) "Çevren ne kadarsa dünyayı o kadar görürsün ya; işte senin idrakin de ancak o kadardır; pis dıygun temizleri görmene engeldir.. Bir zaman duygunu apaçık, görüş suyuyla yıka, arıt; bil ki sufilerin çamaşır yıkamaları böyledir...Sen temizledin mi perde kalkar; temiz kişilerin canlarındaki ışık sana vurur." "Ben aşkı, insanı bütün belalardan, felaketlerden koruyan, muhafaza eden bir kale olarak gördüm de, bu yüzden aşka gidiyorum, aşka sığınıyorum." "Senin dışında, dünyada her ne varsa yoktur. Her aradığını kendinde ara, çünkü her aradığın sendedir."... Sessizliğin sesiyle....