Translate

31 Ekim 2013 Perşembe

Güzel olan, benim sen yok iken bende ben olmam değil, senin ben yok iken bende olmandır..Güzel olan, sana seninle konuşmamdır, kendimle sessiz konuşmak değil..Bayezid..

 Bir yıldızı tutabilecek kadar yakın hissetmek kendini gökyüzüne,yüzünde kocaman bir gülümsemeyle..O hayalden merdivenleri çıkarken kalbim yerinden çıkacak gibiydi,bana tek tek göz kırparken her biri sanki kanatlanmaya hazır binlerce kelebek vardı yüreğimde..Hepsinin kanatları ipekten ve rengarenkti..Her bir kelebeğim için de bir yıldız saklıydı gözlerimin kaybolduğu gökyüzünde..Sanki sonsuz bir kutlamaya hazırlanıyordu hava..Uzaklardan gelen uğultular muhteşem bir müziğe dönüyordu sınırlarıma girdiğinde..Görünmeyen bir çember vardı etrafımda ve içinde sayamadığım binlerce ruh uçuyordu rüzgarla dans eden..Bir basamak ve ardından son basamaktaydım işte..Aşağıya bakmak istemiyordum,baktığımdaysa o sonsuzluk başımı döndürüyor nefes almamı engelliyordu sanki..Gözlerimi kapattığımda herşey daha netti oysa..Sanki gerçek rüya, rüyam gerçeklikti..Ama gerçek dediğin şey neydi?O anda elimi uzattığım gökyüzü üzerime devrilivermişti..Nefes aldırmayan koyu mavi siyah bir örtüyle sarmalanmıştı bedenim..Ama yıldızlar?..Arkasındaki ışığın belirli yerlerden delip geçtiği bir örtü müydü üzerimde duran?Cennetle dünya arasında kaybolmak gibiydi bu an..Nereye ait olduğunu bilemez ya insan çoğu zaman,hangi kurala neye göre oynayacağını bilemediğin gibi..bunları neden düşündüğümü de bilmiyordum halbuki..İçimdeki o küçük kız yine konuşmaya başlıyordu..Bazen bağırıyor öfkeleniyor bazen sus pus olup beni tek başıma bırakıyordu..ama ne zaman ona güvensem kendimi yerde sırtüstü yatarken nefessiz buluyordum..Soğuk ve sessiz..Uçabilen her canlı cennetin habercisi miydi? ..Saçlarımın arasında uçuşan o kelebekler bişey mi anlatmaya çalışıyordu bize..Düşüncelerim nereye kadar uçuşacaktı böyle..Ben küçücük olup onların arasında kayboluyordum..Belki bir yere ait hissetmediğim için bir düşünceden başka bir düşünceye sürükleniyordum..Böyle mi olması gerekiyordu?Kimbilir..Güvenmek neydi ki benim için..Sanki kavramlarım yokolmuştu..Sadece kalbim duruyordu avuçlarımın arasında..Ama binbir parça..Kimse bir şey yapabilir miydi..Belki, belki de hayır..Toplayabildiğim kadar yıldız topladım her bir kelebeğim için..Ve bir duvar ördüm yeniden..Şimdi ışığımla saklanabilir miyim?..Zor belki ama yapmalıyım..

11 Ekim 2013 Cuma

Bu ney’in sesi ateştir, hava değil..Kimde ateş yoksa yok olsun!...Mevlana…

Hani…Bir uçurum kenarındasınızdır..Yanınızda da O..Yavaş yavaş yürürsünüz uçuruma doğru..Her şey normaldir..Etrafınızda hissettiğiniz tek şey, sonsuz bir boşluk hissidir. Hemen yanıbaşınızdadır.. Tek gördüğünüz onun yüzü, hissettiğiniz onun teni altındaki kalp atışları, duyduğunuz sadece kalbinin sesi..Aldığınız koku onun teninin nefes alış verişi..Yürürsünüz önünüzü görmeden..Bakma gereği hissetmezsiniz etrafınıza..Sonsuzluktur çünkü ve bu korkutur…Ama bilmeyiz her anımızın sonsuzluk içinde geçtiğini…Anlamayız…

Şimdi ben, az önce sen gözlerimin içine bakıp son kez kendini hiç düşünmeden bıraktığın o dibi dahi görünmeyen sonsuzu olmayan uçuruma bırakan seni izlemiştim, korkusuzluğunu, güvenini…Ve düşüyorsun, gittikçe uzaklaşıyorsun gözlerimin derinliklerinde…Uzaklaşan sana bakarken ağlamak istiyorum, ruhum çok acıyor…Oysa ki bana güvenmiştin, arkandan geleceğimden emindin değil mi…Korkmuştum işte…Son kez baktığında “hadi atla arkamdan” der gibiydi gözlerin de…Bu kadar cesur muydun? Anlamamışım…Halbu ki ben de güven demiştim, gözlerin hesap soruyordu “neden” diye çığlık içinde…Şimdi kendimi anlamsız ateşten bir ihanet çemberi içinde gibi hissediyorum…Arkandan beni duyacağını düşünüp kaç kez dön demiştim hatırlamıyorum…Dönemeyeceğini bile bile…Rüya olmalıydı bunların hepsi…Uyanınca geçecekti hepsi…Ama asıl rüya, farkına varamadığımız sonsuz anlarda yaşadığımız hayatlarımızmış…Utanıyorum kendimden…Ve yok olmak istiyorum, kaçmak bu duygudan, ama insan kendi düşüncelerinden hissettiklerinden ne kadar kaçabiliyor ki…Gözlerimi kapatıp ben de bırakıyorum sonsuzluğa kendimi…Ölmek ister gibi…Ama artık çok geç biliyorum…Sadece nedenini şimdi anlıyorum…Bu yok olmak dedikleri şeymiş sadece…Düştükçe hızlanan, hızlandıkça küçülen ve sonunda yok olacak olan…sadece bendim…

Biz korkmaktan başka hiç bir şey bilmiyormuşuz hiç birimiz...Savrulmuşuz hep birbirimizin rüzgarlarıyla...Ne zaman karşı koymayı öğrenmişiz, boğulmuşuz her nefeste...ve o kadar kaybolmuşuz ki boğulduğumuz o sonsuz denizin damlalarına bırakmışız her bir parçamızı...Sonra akışına bırakmayı denemişiz ilk kez korkmadan her şeyi...Meğer karşı konulmamalıymış...Aslında her karşı koyuşumuzla itmişiz mutluluklarımızı elimizin tersiyle...Yokluklarımızda üşümüşüz oldukça, buz kesmişiz ve nasıl fark etmemişiz...Güvenmeyi denemişiz sonra...Isındıkça gülmüşüz birbirimize...Hayat böyleymiş, hep hoşçakallardan sonra farkına varmışız benliklerimizin...öğrenmeye başlamışız hayatı...Görünmez zincirlerimiz ruhlarımıza işlemiş biz fark etmeden...her karşı koyuşu normal saymışız, hayat böyle demişiz...ama kurtulmak gerekmiş şimdi bütün yüklerden... Sadece acının ruhlarımıza vuruşuyla anlıyormuşuz her şeyi...Ve Aşk, nefsin rehber ışığıymış...Çünkü sadece aşk nefsi bencillikten sıyırırmış karşılıksız....